SANAT

Her toplum kendine özgü bazı kültürel özellikleri vardır . Bu özellikler daha sonraki nesillere aktarılarak gelenek ve göreneklerin devamını sağlar geçmişten günümüze olan değerlerin ve topluma has kültürün özelliğini yitirmemesi için örf ve adetlerin aktarımı önemlidir .

Kültür toplumun bir öğesi olan insanın ,doğanın yarattıklarına karşılık ortaya koyduğu ve toplumdan edindiği , maddi ve manevi her şeydir . Bilgi, inanç, sanat , ahlak , gelenek ve göreneklerle yemek yeme alışkanlığı diğer bir deyişle , insanlarla ilgili her şey kültürü oluşturmaktadır.[1]

Diğer bir tanıma göre kültür;insan türüne özgü bilgi inanç ve davranışların bütünü ile bu bütünün parçası olan maddi nesnelerdir.[2]

Kültürün öğelerinden biri olan sanat halkın duygularını gelenek ve göreneklerini yansıtan bir bütündür.

Sanat bazı düşüncelerin amaçların , durumların ya da olayları beceri ve düş gücü kullanılarak ifade edilmesine başkalarına iletilmesine yönelik yaratıcı insan etkinliği.[3]

Sanat insanoğlunun milyarlarca yıla varan uzun geçmişi içinde taş yontma ve mağara resimleri ile başlar ve Neolitik çağdan basit ama zarif biçimlerde çalışılmış sepetlerden , çanak-çömleğinden kusursuz güzellikteki sanat eserlerine ve günümüzün modern sanatına uzanır.[4]

İnsanlar kendilerini tabiat şartlarından korumak ve gerektiğinde süslenme yoluna giderek iyiyi ve güzeli araştırmışlardır. Bu araştırma tutkusu el sanatlarının doğmasına ve zamanla gelişmesine neden olmuştur.[5]

El sanatları insanlık tarihiyle başlamış ve günümüze kadar ölümsüz eserler vermiştir. Bu konuda Türklerin yeri hiçte hafife alınmayacak kadar önemli bir yer tutar. Çünkü el sanatları bir toplumun tarihi ve sosyal kültürel yapısını, yapıldıkları dönemin bölgesel özelliklerini yansıtmaktadır; daha doğrusu kültürel kimlikleri gibidir. [6]

Ülkemiz ise sahip olduğu el sanatlarının çeşitli zenginliği ve üretim miktarı bakımından çok şanslı bir durumdadır. Anadolu, bir çok el sanatı ürünün yapıldığı, çeşitlendiği , dünyaya tanıtıldığı önemli bir uygarlık beşiğidir. Anadolu’nun hemen her yöresinde birbirine coğrafi olarak çok yakın olan en küçük yerleşim birimlerinde dahi el sanatları konusunda ki zenginliği ,çeşitliliği görmek mümkündür.[7]

El sanatları ürünlerini incelemeden önce düzenli bir şekilde sınıflandırma yapmak gerekir. Böylelikle daha rahat bir inceleme olanağı sağlanır. El sanatlarında en geçerli olan sınıflandırma türü :kullanılan hammaddeye göre sınıflandırmadır.

Hammaddeye göre sınıflandırma yedi ana gurupta incelenir. Bunlar: hammaddesi lif olan el sanatları, hammaddesi ağaç olan el sanatları, hammaddesi taş olan el sanatları, hammaddesi toprak olan el sanatları, hammaddesi deri olan el sanatları, hammaddesi ince dallar, saplar ve ağaç şeritleri olan el sanatları ve hammaddesi maden olan el sanatları.[8]

Maden sanatını incelediğimizde pek çok örnek karşımıza çıkar. Farklı ev eşyalarını ve kuyumcuların yaptıkları takıları bu gurup içine alabiliriz.

Hammaddesi maden olan el sanatlarımızdan biride gümüş işlemeciliğidir.

İşlenmeye çok müsait olan gümüş madeni, doğada hem doğal maden hem de cevher olarak bulunmaktadır. Gümüş son derece sünek, parlak, paslanmaz ve değerli bir metaldir. İlk kullanılan gümüş doğal gümüş olmuştur. Bu maden dere yataklarında veya bazı kaynakların içinde damarlar halinde bulunmaktadır. Doğal gümüş çok az miktarda bulunduğundan altından daha geç bir tarihte fark edildiği tahmin

edilmektedir. Doğal gümüşün M.Ö.4000’in başlarından itibaren süs eşyalarının yapımında kullanıldığı görülmektedir.[9]

Çeşitli uygarlık ve kültürlerin merkezi ve geçit yolu olan Anadolu’da yüzyıllar boyu süregelen zevk biçim ve renk anlayışının bütün teknikleri diğer el sanatlarında olduğu gibi maden işleme sanatında da kendini göstermektedir. [10]

Süslemecilik insanlık tarihi ile birlikte başlamış ve insanların en doğal tutkusu olarak ortaya çıkmıştır.[11]

Kadının süslemesinde takıların ayrı bir anlam ve önemi vardır. Kendini çevresine ve ailesine güzel gösteren kadının takıları kullanması çok eski devirlere dayanmaktadır.[12]
Takılar, süslenmenin dışında inançları ve geleneklere bağlı kalarak da hazırlamakta, bu amaçla hazırlanan takılar, toplumun inançlarını yansıtması bakımından kutsal sayılmaktadır.[13]

Gerek süsleme gerekse inançlarını yansıtmak ve bazı masajlar iletmek amacıyla yapılmış olan bu takılar geçmişte yaşamış insanların birikimi ile bütünleşerek günümüze kadar ulaşmıştır.

Kadın süslemeye önce başından başlamış, yüze sürülen allık, göze çekilen sürme,yanaklara konulan benler, kulaklara takılan küpeler, örgülü saçlar, işlemeli başlık ve taçlarla yüz güzelliğini zenginleştirmiştir.[14]

Altın, gümüş ve kıymetli taşları bir arada işleyerek eserler üretme sanatı olan kuyumculukta bu iki madenim yani altın ve gümüşün yeri bir başkadır.[15]

Gümüşü işleme ve takı haline getirme farklı teknikleri kullanarak yapılan kişisel tasarımlara uygun çalışmalarla oluşturulur. Pek çok teknik ve çeşit uygulanır.

Gümüş işlemeciliğinde başlıca kullanılan teknikler şunlardır:

1. Çalma ve kazımcı tekniği
2. Kabartma tekniği
3. Telkari tekniği
4. Ajur (delik işi) tekniği
5. Kalıpla kabartma tekniği
6. Değerli taş renkli cam ve mine ile süsleme tekniği
7. Kaplama ve yaldızlama tekniği[16]

Bahsedilen bu tekniklerden takı yapımında en yaygın olarak kullanılanları Ajur (delik işi ) , Değerli taş renkli cam ve mine ile süsleme, ve telkari teknikleridir.

Kullanılan tekniklerden birisi olan telkari; Altın veya gümüş telleri eğip bükerek desenler yapma ve bu desenleri birbirine ya da bir zemine kaynakla tutturma tekniğidir.[17]
Bu işlemeciliğin yapıldığı atölyeler hala bulunmaktadır ve bu atölyelerin önemli bir bölümü de tarih boyunca Birçok medeniyetin hüküm sürdüğü Beypazarı ilçesin de bulunmaktadır.[18]

El sanatları bir toplumun yaşamını gelecek nesillere aktaran en önemli kültür varlığıdır. Bu nedenle bu kültür varlığı geçmişten geleceğe uzanan bir hazine olarak korunmalı ve aktarılmalıdır.

Fakat eski geleneksel takılar da zaman ilerledikçe yavaş yavaş belirgin bir gerilemenin olduğu gözlenmektedir. El sanatları ürünlere rağbet yeni çıkan ürünlere yöneldiğinden gittikçe azalmaktadır. Bu araştırma sırasında Beypazarı’nda yapılan gözlemlerde gümüş işlemeciliğiyle uğraşan atölye sayılarının git gide azaldığı gözlenmiştir.
Bu azalma yüzünden giderek eski değerlerimiz giderek yok olmaya doğru ilerlemektedir. Bu tarz el sanatlarımızın yok olmaması için yeni elamanlar yetiştirilip diğer kuşaklara aktarımı sağlanmalıdır. Ancak küçük yaşlardaki eğitim okulların 8 yıl mecburiyetinden sonra mecburi eğitimin daha fazla arttırılacağından sürekli çırak eğitimi yapılamayacaktır. Ustalar da yaptıkları işler fazla rağbet görmediğinden piyasada fazla rekabet istemediklerinden dolayı yeni çıraklar yetiştirmeye isteklilik ortadan kalmıştır. Bazı iş yerleri de beli bir dönem zarar ettikten sonra teker teker kapanmaya doğru gitmektedir.


[1] Özcan, DEMİREL. Genel Öğretim Yöntemleri ANKARA:1995 s.22
[2] ANA BRİTANİCA. Genel Kültür Ansiklopedisi. cilt:13 s.157 Hürriyet Basımevi. İstanbul :1986
[3] Hürriyet Basımevi. A.g.e. sayı:19 s.46 İSTANBUL:1986
[4] Ayten, ATAY. Örücülük Temel Ders Kitabı İSTANBUL:1987 s.27
[5] Anadolu Folklor Vakfı Dünü Bugünü ve Türk Folklorü ANKARA: 1993 s.39
-1-
[6] Sevim, ÖZTÜRK. “Dünden bugüne Türk el sanatları”. Kültür ve Sanat Dergisi. sayı:36. ANKARA:1997, s.36
[7] Kültür. Bakanlığı. Türk El Sanatları. ANKARA :1993 s.11
[8] Mustafa , Arlı . Kuruluşundan Bu Yana Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi El Sanatları Eğitim-Öğretim ve Araştırmaları”. III. Ulusal El Sanatları Sempozyumu Bildirileri. İzmir:1981.
[9] Ülker, ERGİNSOY. İslam Maden Sanatının Gelişmesi. İSTANBUL:1980 s.10
[10] Tevhide, ÖZBAĞ. “Geleneksel Kadın Takıları.” Tüyes Dergisi. sayı:5 s.12
[11] Tevhide, ÖZBAĞ. “Anadolu Kadın Takıları” Antika Dergisi. s.13
[12] Sevim, PAYZIN. Anadolu Takıları sayı:1 İSTANBUL:1985 s.12
[13] ÖZBAĞ . A .g . e . sayı :5 s.13
[14] PAYZIN. A .g . e . İSTANBUL:1985 s.12
[15] Mustafa, ARLI. Beypazarı’nın Telkari Ürünleri Üzerine Bir Araştırma. A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları. ANKARA:1989 s.100
[16] ÖZBAĞ. A .g . e . s.14
[17] ARLI. A g . e . s.10 İzmir:1983
[18] Meriç, ATANUR . “Beypazarı’nda Gümüşün Bir Başka Öyküsü” Kültür Sanat Dergisi. ANKARA:1993 sayı:19 s.47